>

KİMYEVİ GÜBREDE TEMEL MADDELER


AZOT (N)
Toprağın temel ihtiyaç besinlerinden biridir. Bitkinin yeşil aksamının gelişimini sağlar. Toprakta hareketli bir elementtir. Sulama suyuyla aşağılara doğru hareket eder. Amonyum, Üre  ve  Nitrat (nitrit) şeklinde formları bulunur.

  •  Kışı soğuk geçen bölgelerde, sonbaharda amonyumlu gübrelerin azot kaybı olmaksızın toprağa vermek  mümkündür.
  • Azotlu gübrelerde bitki ihtiyacının tamamı bir defada verilmez. Parçalara bölerek verilmesi şarttır.  Aksi takdirde bitki  sağlıksız ve  dayanıksız gelişir.
  • Bitkinin kullanamadığı azot sulama suyuyla hareket ederek taban suyuna karışır. 


Azot Eksikliği
Gelişmesini tamamlamış yaprakların rengi açık yeşil olur; azot eksikliği  ilerledikçe sarı ve daha sonra da kırmızı renge dönüşmektedir. Ayrıca, yapraklarda ve meyvelerde küçülme, verimde azalma, bitki kök yoğunluğunda azalma, çanak yaprakların yeşil renginde solmalar gözlenir.

  • Azot yetersizliğinde bitkiler genellikle koyu yeşil görünümlerinin aksine soluk açık yeşil bir görünüm kazanırlar. Azot eksikliğinde, yaprak ve gövde sistemi zayıf olur. Bitkiler erken olgunlaşır, erken çiçek açar ve erken yaşlanır.  Azot eksikliğinde bitkinin tamamında açık yeşil sarı renk görülür. Yaprak damar ve sapları pembemsi renk alır. Bitki büyümesi zayıf, yaprakları birbirine yakın olup, çalımsı bir görünüş alır. Yetersizlik belirtileri hemen dikkati çeker ve bütün yapraklar derhal etkilenir.
  • Azot eksikliği, zayıf kökleşme ve zayıf gelişme durumunda barizleşir.  Azot noksanlığı ilk olarak yaşlı yapraklarda ortaya çıkar, noksanlığın devamı halinde ise bu problem genç yapraklarda da görülür.
  • Azot noksanlığından ilk olarak yaşlı yaprakların zarar görmelerinin sebebi,  bu besin maddesinin bünyede hareket edebilmesi ve böylece yaşlı kısımlardan gelişmekte olan kısımlara taşınabilmesidir.
  • Azot noksanlığından yapraklarda ortaya çıkan bu renk değişiklikleri bitki bünyesinde yeterli ölçüde klorofilin bulunmadığına bir işarettir. Ki klorofil noksanlığı ise bitkide fotosentez olayının normal bir şekilde sürmesini engeller. Bu gibi hallerde bitki vaktinden önce çiçek açar ve böylece bitkinin gelişme süresi de normale nispetle kısalmış olur. Azot noksanlığı tohum, çiçek, meyve luşumunun azalmasına ve bitkinin kök sisteminin de zayıflamasına yol açar.Meyve ağaçlarında azot noksanlığına çok rastlanır. Bunu nedeni meyve ağaçlarının bu besin maddesine olan ihtiyaçlarının fazlalığındandır.
  • Meyve ağaçları içerisinde özellikle şeftaliler azot noksanlığına karşı çok hassas olduklarından, azot noksanlığının bu meyve türünde sebep olduğu zararlar, diğer  bir çok  meyve türüne göre daha şiddetli olmaktadır.
  • Bitkilerin azot gereksinimleri birbirlerinden farklı olduğundan, topraktan alınan azot miktarı da bitkinin tür ve çeşidine bağlı olarak değişir. Bu bakımdan baklagiller ve tahıl bitkileri arasındaki fark daha da önemlidir. Tahıl bitkilerinin toprak azotunu hızla tüketmelerine karşılık; baklagiller  toprağa azot kazandırırlar. Bu yüzden  tahıl bitkilerinde azot noksanlığına çok sık rastlanmaktadır.
  • Yalnız söz konusu bitkilerde görülen ve azot noksanlığı ile ilgili bulunan problem, bazı hallerde toprakta yeterli ölçüde  azotun bulunmamasından çok , kuraklık , düşük sıcaklık dereceleri ve benzeri gibi uygun olmayan iklim faktörlerinin etkileriyle ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu faktörler, kuraklık toprakta nitrifikasyon(amonyum azotunun Nitrit azotuna dönüşmesi) olayının hızının  azalmasına ve böylece bitkinin toprakta bulunan azottan gereği gibi faydalanmamasına neden olur. Bu koşullarda bitki köklerinin toprak içerisine gelişimi(kök salması) azalır. Kuraklığın şiddetli ve aynı zamanda sürekli olduğu hallerde ise, toprakta yeter ölçüde azotun bulunmasına karşılık bitkinin azot alımı hemen hemen durur ve bitki ölür.
  • Elmalarda yapraklar küçük, dar ve açık yeşil renkli olur. Yapraklar sarımsı, portakal renkli veya kırmızımsı mor renkli olabilir ve erken dökülürler. Yaprak sapları dar açı oluşturacak şekilde, ince ve kısadır. Şiddetli noksanlıkta yaprak sapları ölür. Meyveler olgunlaşmadan renklenirler.               
  • Armut, kiraz ve erikte noksanlık belirtileri elmaya benzer. Kirazda meyveler koyu renkli olurlar. Kayısıda yapraklar kısa ve sarımsı yeşil renkli olur, dallar ince gelişirler. Genellikle çiçek bol olmakla beraber, meyve sayısı az ve meyveler küçük olur.
  • Şeftalide dal ve sürgünler kısa, zayıf, kabukları kahvemsi mor renkli olur. Yapraklar sarımsı yeşil renkli, yaşlı yapraklar  kırmızımsı sarı, bazen de nekrozludur; erken yaprak dökümü olur. Meyveler küçük ve ekseriyetle bozuk  şekilli olurlar.  

Azot Fazlalığı

Bitkilerde fazla azot, bitkinin gelişme periyodunu uzatır, çiçeklenmeyi geciktirir, dal, sürgün ve yaprak miktarı fazla, iri, geniş ve uzun olur. Buna karşılık gelişme zayıf kalır; meyvelerde geç olgunlaşma meydana gelir. Azot ihtiyacı için, uygulanacak gübrenin belirlenmesinde en önemli husus toprak faktörüdür. Asit karakterli topraklara üre; kireçli topraklara ise Amonyum içerikli gübrelerin verilmesi tavsiye edilmez. Yıkanmanın fazla olduğu yağışlı bölgelerde geleneksel azotlu gübreler yerine yavaş serbestlenen (CAN %26 gübresi) azotlu gübreler verilebilir.
Fazla azot, bitkilerin hastalık etkenlerine karşı dirençlerinin azalmasına ve aynı şekilde bunların düşük sıcaklık derecelerinde zarar görmesine de sebep olur. Pratikte sonbaharda fazla miktarda azotlu gübre verilen meyve ağaçlarının  dondan çok fazla zarar gördükleri sık sık gözlenmektedir. 

Azot Gübrelemesi

Azotlu gübrelerin etkinliği yönünden aralarında önemli bir fark yoktur. Uygulanacak gübrenin belirlenmesinde en önemli faktör, toprak faktörüdür. Asit karakterli topraklara üre; kireçli topraklara ise gaz halinde kayıplar fazla olacağından amonyum içerikli gübrelerin verilmesi tavsiye edilmez. Yıkanmanın fazla olduğu yağışlı bölgelerde geleneksel azotlu gübreler yerine yavaş serbestlenen(CAN %26) azotlu gübreler verilebilir.  

Azot Fiksasyonu
Atmosferin yaklaşık %78’i AZOT’tan oluşur.  Hesaplamalara göre beher dekar toprağın üstündeki atmosferde 9000 ton azot vardır.  Ancak bu  azot  hareketsiz bir gazdır.  Bitkilerin bu azottan yararlanabilmeleri için Hidrojen ve Oksijenle birleşmesi gerekir ki, bu sürece AZOT Sabitlenmesi ya da Fiksasyonu denir. Fiksasyon değişik yollarla oluşur;

  • Biyolojik fiksasyon : AZOT, değişik toprak organizmaları tarafından sabitleştirilebilir.  Bu organizmaların bir     kısmı baklagillerin kökleri üzerindeki nodüllerde yaşar.  Bazıları ise serbest yaşayan organizmalardır.  Ancak  ilk grup organizmalara göre serbest yaşayan organizmaların sabitleştirdiği AZOT çok daha azdır.
  • Atmosferik fiksasyon : Şimşek çakması da atmosferden düşük miktarlarda da olsa AZOT’un sabitleşmesine     neden olur ve yağmurla toprağa taşınır; bu, doğal oksidasyon işlemidir.  Şimşek çakınca ortaya    çıkan ısı, havadaki oksijenin AZOT ile reaksiyona girerek, Nitrat AZOT’u oluşturmasına yol açar.  Ancak     atmosferik fiksasyon sonucunda yağmurla toprağa geçen AZOT her yıl dekar başına  1.0 kg dan fazla olmaz.
  • Endüstriyel fiksasyon : Gübre endüstrisi her yıl AZOT’lu Gübreler üreterek birkaç milyon ton AZOT sabitleştirir.   

Azotlu Gübreler
Amonyum Nitrat 33%, Üre 46%, Amonyum Sülfat 21%, Kalsiyum Amonyum Nitrat 26%



FOSFOR (P)
Fosfor, hücre çekirdeğinin esasını teşkil eden temel besin maddesidir. Bitkinin gelişmesini, çiçeklenmesini, meyvenin olgunlaşmasını, ürün kalitesinin iyileşmesini sağlar. Kuvvetli bir kök sistemini oluşturur. Kuvvetli kök sistemi, bitkinin topraktan besin maddeleri alımını kolaylaştırır. Ayrıca çiçek oluşumu için gereklidir. Bitkileri yeşil aksamdan çiçeklenme aşamasına geçirir. Meyve kalitesini artırır.
Fosfor,

  • Bitkide enerji depolanmasını sağlar. Şeker ve nişasta gibi maddelerin oluşumunda etkisi olur.
  • Bitkilerde yeni hücrelerin oluşması, dokuların büyümesi ve bitki bünyesindeki bazı organik bileşiklerin oluşumunda rol  oynamaktadır.
  • Tohum oluşumu için çok önemlidir ve tohumlar fosforun depolandığı yerlerden biridir. Ayrıca erken olgunluk ve bitkilerin  hastalıklara karşı direnci açısından da oldukça önemlidir.
  • Saçak kök oluşumunu sağlar, tohumların çimlenmesinde etkilidir.
  • Toprakların fosfor düzeyi farklı seviyelerdedir ancak bunun çok az bir kısmı bitkiler tarafından alınabilir formdadır. Özellikle topraktaki kil tipi ve miktarına bağlı olarak fosforun önemli bir kısmı toprak tarafından tutulur ve olgunlaşmayı hızlandırır.
  • Topraktaki magnezyum noksanlığı bitkinin fosfor alımının azalmasına ve böylece bitkinin topraktaki fosfordan gereği  gibi  faydalanmamasına neden olur.


Fosfor Eksikliği
Eksiklik durumunda bitki türüne ve eksiklik oranına bağlı olarak farklı belirtiler görülse de genel olarak; özellikle yaşlı yapraklarda sararma, kalın ve dik yaprak görünümü, bodur büyüme, mavimsi yeşil veya mor renk oluşumu tipiktir. Meyve tutumu zayıftır ve olgunlaşma erkendir. Öte yandan çoğu kez meyvelerde şekil bozukluğu, koyu kırmızı, mor renk ve çatlaklık görülür. Daha çok yaprakların ortasında veya ana damarlar arasında olmak üzere koyu yeşilden mora kadar değişen renklenme görülür. Yapraklar normalden daha küçüktür ve yaprak sapı ile dal arasında dar açı vardır. Sonunda yapraklar açık yeşile veya sarıya dönerler ve erken koparlar.

  • Fosfor zor alınan bir elementtir. Bitkinin çiçeklenmesinden önce verilmelidir.
  • Uygulamada Fosfor ile Magnezyum arasında doğru orantılı bir teşvik-uyarılma gözlenmektedir. Yani Fosfor fazla ise Magnezyum alımı da artmakta, Magnezyum alımının artması da fosfor alımını artırmaktadır. Ortamda birinin azlığı diğerinin de alımını azaltmaktadır.
  •  Fosfor, bitkide iyi bir kök gelişimi ve kol bitkisi verimi için önemlidir. Fosforun toprakta hareketi çok düşük olup suda çözünümü yavaş olduğu için toprağa karıştırılması şarttır. Fosfor alımı en iyi nötr (pH=6.5) de gerçekleşmektedir.
  • Fosfor noksanlığında bitkide görülen bazı belirtiler, azot noksanlığından kaynaklananlara benzer. Gerçekten de fosfor noksanlığı da daha çok bitkinin gelişmesinin ilk periyodunda ortaya çıkar ve  bitkide gelişmenin çok zayıflamasına sebep olur. Yalnız fosfor noksanlığı azottan farklı olarak bitkinin toprak üstü kadar  kök sistemi üzerine de önemli bir etki yapmakta ve gerek kök oluşumunu ve gerekse kök gelişmesini çok zayıflatmaktadır. Bu yüzden fosfor noksanlığından en çok kök bitkileri zarar görürler.
  • Fosfor noksanlığı meyve üzerinde azot noksanlığından farklı bir etki yapar. Fosfor noksanlığına maruz kalan meyvelerin zemin renkleri yeşil, meyveler fazla etli, meyve eti de yumuşaktır. Ayrıca böyle meyvelerin asit kapsamı yüksek ve saklanma özellikleri de iyi değildir. Bu yüzden fosfor noksanlığı ürün miktarı kadar ürün kalitesini de çok düşürmektedir.
  • Bitkide yaprakların başlangıçta koyu yeşil bir renkte olmalarının sebebi, fosfor noksanlığında bitkinin bünyesine normale  oranla daha fazla miktarda azot alması ve bu fazla azotun bünyede toplanmasıdır. Daha sonra yapraklarda kırmızımsı  mor rengin meydana gelmesi ise, bünyedeki şeker birikimi ile ilgilidir. Çünkü fosfor noksanlığında bitki bünyesindeki şekerler nişasta ve seliloza dönüşmeyip bünyede yığılırlar ve böylece bitkideki şeker konsantrasyonu anormal derecede yükselir. Şeker konsantrasyonunun anormal yükselmesi ise yapraklarda aynı şekilde antosiyan renk  maddesi miktarının da yükselmesine ve böylece yapraklarda kırmızımsı mor bir rengin oluşumuna neden olur.
  • Bitkilerde fosfor noksanlığı, uygun olmayan iklim faktörlerinin  etkisiyle de ortaya çıkabilir. Gerçekten de havaların yağışlı ve serin gittiği zamanlarda,  toprakta oldukça fazla miktarda  alınabilir fosforun bulunmasına karşılık, bitkilerde fosfor noksanlığı görülebilir. Bunun sebebi ise bu şartlarda bitkide kök oluşumunun normale oranla çok yavaş olması ve  köklerin topraktaki fosforla gerekli teması sağlayamamasıdır. Bu yüzden hava şartlarının uygunlaşmasıyla köklerde yeniden hızlı bir gelişme olur ve fosfor noksanlığı da ortadan kalkar. Yalnız bu arada her ne kadar fosfor noksanlığına  ait  problem çözülmüş olsa da, bunun etkisiyle bitkinin gelişmesi normale göre daha zayıf ve elde edilen mahsül miktarı  da kısmen daha düşüktür.
  • Fosfor eksikliği elma, armut gibi ağaçlarda, hububat ve otsu bitkilerde olduğu gibi çok yaygın değildir.


Fosfor Fazlalığı

Demir (Fe), çinko (Zn) ve bakır (Cu)’ın alımını engellediğinden, dolaylı olarak bitkiye zarar verir. Fosforlu gübreler verilmeden önce toprağın fosfor seviyesi toprak analizleri ile belirlenmelidir.

-Fosfor meyve verimini artırmakta, ancak aşırı fosfor gübrelemesinde ise verim azalmaktadır. Sağlıklı bitki kökleri de beslenme ortamındaki fosforu önemli ölçüde tüketebilme yeteneğine sahiptir. Bitki, ne kadar hızlı büyüyen bir tür ise  (erkenci patates, sebze türleri v.b.) topraktaki fosfat yoğunluğunun da o ölçüde fazla olması gerekir. Kök sistemi zayıf oluşan kültürler için de yüksek bir fosfat yoğunluğu gereklidir.
- Fosfor uygulanan topraklarda çinkonun, demir ve alüminyum oksitlerince bağlanması ve bitkinin gelişmesini artırması sonucu, bitkinin çinko konsantrasyonu kritik düzeyin altına düşerken, bitkide fosfor toksisitesi (zehirlenmesi) görülebilmektedir. Öte yandan bitkilerin çinko eksikliği gösterdiği durumlarda ortama fosfor katılması, bitkide fosfor toksisitesi gösterdiği gibi, çinko eksikliğinin de şiddetini artırmaktadır.


Fosfor Gübrelemesi
Fosfor gübrelemesinde dikkat edilmesi gereken hususların başında topraktaki kullanılabilir fosfor seviyesinin artırılması gelir. Bunun için kullanılacak gübre çeşit ve miktarı kadar uygulama yöntem ve zamanı da önem taşımaktadır. Gübrenin toprakla temas yüzeyinin artması ve temas süresinin uzaması toprakta fosfor fiksasyonunun artmasına yol açacağından, fosforlu gübrelerin mümkün olduğunca bitkinin alacağı dönemde verilmesi gerekir. Öte yandan fosfor, toprakta hareketsiz olduğundan gübrenin bitki kök bölgesine yakın verilmesi gübrelemenin etkinliğini artırmaktadır. Ayrıca gübre verilirken kesinlikle serpilerek dağıtılmamalı, taç izdüşümüne veya banda açılan çukurlara toplu olarak verilmelidir.

Fosfor Fiksasyonu
 
Toprakta ve suda çözülebilir formda bulunan bitki besin maddelerinin, toprağın organik ve inorganik bileşenleriyle reaksiyona girerek suda çözülemez ( bitki tarafından alınamaz ) formlara dönüşmesine  “Fiksasyon” denir. Topraklara verilecek fosforlu gübrelerin miktarları belirlenirken toprağın fosfor fiksasyon kapasitesi düşünülmelidir. Çünkü, özdeş iki toprak düşünülürse; bunlardan fosfor fiksasyon kapasitesi daha yüksek olan toprağa daha fazla fosforlu gübre verilmelidir. Yapılan araştırmalar, bitkilerin toprağa verilen fosforlu gübrelerin ilk yıl % 10-30 ‘undan yararlandıklarını göstermiştir. Kalan fosfor ise toprak öğeleri tarafından fikse edilerek bitkiye yarayışsız duruma geçmektedir. 

  •  Asitli topraklarda Fe (demir),Mn (mangan) ve Al (aluminyum)  iyonları (maddeleri) serbest halde bulunmaktadır.  Bu  iyonlar  toprağa verilen fosfat iyonlarıyla birleşerek suda çözünürlükleri çok düşük olan Fe (demir) ve   Al (aluminyum)  Hidroksifosfat bileşikleri halinde çökerler. Böylece fosfor alınamaz hale gelir.
  • Asidik (pH derecesi 4.5-6.0 arasında) iken kil  mineralleri  fosfor fiksasyonunda  önemli rol oynar ve fosforun       alınmasını    engeller. Toprakta kil miktarı arttıkça fiske edilen fosfor miktarı da artmaktadır. Bu  durum yüzey genişliği ile ilgilidir.
  • Kireçli alkalin (pH değeri 7.5 ‘dan fazla olan) topraklarda kalsiyum ile doymuş kil mineralleri, fosforu, Ca(kalsiyum) köprüsü ile bağlamak suretiyle alınabilirliğini sınırlandırır.
  • Toprak ile toprağa verilen fosforlu gübre arasında değinim yani tepkime süresi arttıkça daha fazla  fosfor fikse edilmektedir. Fosfor fiksasyonu 4-6 gün sonunda maksimum düzeye ulaşmaktadır.
  • Bitkilerin fosforlu gübrelerden en iyi yararlandıkları pH dereceleri 6.5-7.0 (nötr seviyesi) arasındadır. Bu sınırın altında ve üstünde  fosfor şiddetle ve farklı mekanizmalar halinde fikse edilmektedir. pH 8.5’in        üzerine çıkınca fosfor fiksasyonu azalır. Çünkü pH 8.5’in üzerinde Na (sodyum) iyonları etkilidir.  Bunlar, fosfor ile birleşerek suda çözünebilen Na3PO4    bileşiğini oluştururlar. Ancak pH 8.5’in  üzerinde bitki gelişimi yavaşlar. Çünkü toprak tuzlu ya da alkalidir.
  • Toprak Sıcaklığı kimyasal tepkimelerin hızını artırır. Bu nedenle sıcak iklimlerde fiksasyon daha yüksektir.
  • Toprakta organik maddenin artmasıyla fikse edilen fosfor miktarı azalmaktadır. Çünkü organik maddenin toprakta  ayrışmasıyla CO2(karbon dioksit) gazı açığa çıkar. Bu gaz suda çözünerek H2CO3 (karbonik asit) oluşturur.   Karbonik asit de fosforlu bileşkelerin çözünürlüğünü arttırır ve bitkilerin fosfordan daha iyi yararlanmalarını sağlar. Ayrıca  toprakta  oluşan humus da fosforun bitkiye alınabilirliğini arttırır.

 


Fosfor fiskasyonu minimum düzeye indirmek için alınacak önlemler şöyle özetlenebilir:

  • Fosforlu gübreler toprağa banda verilmelidir. Çünkü bu şekilde toprakla gübrenin değinim yüzeyi azaltılmış olur.   
    Fosforlu  gübreler toprak yüzeyine serpme yöntemiyle verilirse tepkime süresi artacağı için fikse edilen fosfor miktarı da  artar.     
  • Toz yerine granül gübreler kullanılmalıdır. Granül gübreler, toz halindeki gübrelere oranla toprakla daha az temas  ederler.
  •  Toprağın organik madde kapsamı ahır gübresi veya yeşil gübreleme ile arttırılmalıdır.      
  •  Fosforlu gübreler toprağa tohum ekimi sırasında verilmelidir. Önceden verilmesi halinde tepkime süresi  artacağı için fiksasyon da artar.      
  •  Asit tepkimeli topraklarda kireçleme; alkalin reaksiyonlu topraklarda ise kükürtleme yapılarak pH 6.5-7.5  sınırlarına getirilmelidir.  


Fosfor İçerikli Gübreler: TSP (triple süper fosfat), NSP (süper fosfat )

POTASYUM (K)
Özellikle meyve oluşumu ve gelişimi için gerekli temel besin maddesidir. Potasyum bitki büyümesini çabuklaştırır ve verimini artırır. Potasyum, bitki metabolizmasında fotosentez sonucu elde edilen ürünlerin, faydalı olacağı bölgelere taşınmasını sağlar. Su dengesini ayarlar. Potasyum, azot ile birlikte ürünü artırır ve düzenli meyve tutumu ve olgunlaşmasında önemlidir. Toprakta potasyum, azot ve fosfora göre daha fazla bulunur. Yeterli potasyum ile beslenen bitkilerde meyve ağırlığı artar, parmaklar daha büyük olur ve meyvenin pazarda daha uzun süre dayanması, hastalık ve zararlılara karşı dayanıklılığı artar. Potasyum, özellikle çilek bitkileri için çok önemlidir.

  • Fotosentezde görev alır ve bitkide su dengesini sağlar,
  • Şeker ve azot metabolizmasında etkilidir.
  • Kullanılan azotun daha etkili olmasını sağlar.
  • Sentezlenen organik maddelerin, bitkilerin gerekli olan diğer organlarına taşınmasını sağlar.
  • Bitkilerin rüzgar ve benzeri faktörler nedeniyle yatmalarına karşı direncini artırır.
  • Kullanılan fosforun etkisini artırarak bitkilerde kök gelişmesine olumlu katkıda bulunur.
  • Bitkilerin olgunluğa daha kolay erişmelerini sağlar.
  • Bitkilerde su tasarrufu sağlar ve bitkilerin susuzluğa karşı dayanıklılığını artırır.
  • Bitkilerde ürün kalitesini geliştirir.
  • Bitkilerin tuzlu ve kireçli topraklardan daha az etkilenmesini sağlar.
  • Bitkilerin soğuğa karşı dayanıklılığını artırır.
  • Bitkilerin hastalık ve zararlılara karşı direncini artırır.
  • Ca (kalsiyum) ve Mg (magnezyum) fazlalığı Potasyumun alınmasına engel olur. Yüksek düzeyde uygulanan potasyumun, verim ve kalite üzerinde beklenen etkiyi gösterebilmesi için, bitki bünyesinde yeterli düzeyde azotun bulunması gerekir.
  • Düşük potasyum seviyesi ise, lezzetsiz ve yavan meyve tadına neden olmaktadır.


Potasyum Noksanlığı  

Yeterli potasyum alamayan bir bitkinin meyveleri şekilsiz olur. Yapraklar zamanla küçülür ve renk değişikliği ilk olarak yaşlı yapraklarda görülür.    

  • Potasyum  noksanlığı, yapraklarda tipik klorofilin teşekkülünü engeller ve bu ilk olarak yaşlı yapraklarda görülür. Bunun sebebi, potasyumun da diğer birçok besin maddeleri gibi bünyede hareket edebilmesi ve bitkinin yaşlı  kısımlarından genç olan kısımlarına taşınmasıdır. Genç yapraklar ise oldukça uzun bir süre normal yeşil renklerini muhafaza edebilir. Ancak bitkide potasyum noksanlığının devamlı ve şiddetli olduğu hallerde genç yapraklarda da aynı problem ortaya çıkar. Potasyum noksanlığında yapraklarda bu şekilde ortaya çıkan klorofilin problemi çok tipik olduğundan bu problemi diğer besin maddeleri noksanlıklarının sebep oldukları eksiklikle karıştırma riski hemen hemen hiç yoktur.
  • Bitkilerde yaprak sayısının azalmasına neden olur. Bunun nedeni yaşlı yaprakların vaktinden önce dökülmeleridir.
  • Potasyum eksiliği belirtileri yaprak kenarlarında ve uçlarında başlar. Yaprak kenarları önce sararır, daha sonra koyu kahverengine döner. Şiddetli noksanlık halinde siyahlaşabilir. Yaprağın kenar ve uçları belirtilen şekilde ölmesine karşılık diğer kısımları uzun süre yeşil kalabilir. Potasyum noksanlığı kumlu topraklarda yetiştirilen bitkilerde daha çok görülür.
  • Potasyum eksikliğinde meyve kalitesi düşer, kışın don hadisesinden görülen zarar artar.
  • Meyve türleri içerisinde potasyum noksanlığına özellikle şeftalilerde sık rastlanır. Gerçekten de aynı şartlarda yetiştirilen elmalarda potasyum noksanlığının görülmemesine karşılık, şeftalide bu noksanlık bariz olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun sebebi bu iki meyve türünün potasyum gereksinimlerinin birbirinden farklı bulunması ve şeftalinin potasyum gereksiniminin daha fazla olmasıdır.
  • Öte yandan aslında potasyumca fakir bulunan ve kireçleme yapılan topraklara fazla azotlu gübrelerin verilmeleri de bu topraklarda yetiştirilen şeftalilerde potasyum noksanlığının daha çok ortaya çıkmasına sebep olur. Çünkü kireçleme ile sırasıyla toprağa verilen kalsiyum bu bitkinin topraktaki potasyumdan faydalanmasını engeller, aynı şekilde fazla azotlu gübrelerin etkisiyle bitkinin potasyum ihtiyacı da normale oranla artmış olur.
  • Potasyum noksanlığı meyve kalitesini de önemli derecede etkiler, ayrıca bitkilerin ve bu arada meyve ağaçlarının hastalıklara karşı dirençlerinin azalmasına ve bitkilerin kuraklıktan çok zarar görmelerine neden olur.



Potasyum Fazlalığı
Potasyum fazlalığı magnezyum( Mg) ve kalsiyum (Ca) noksanlığına sebep olabilir. Meyvede yüksek düzeyde potasyum alımı sadece düzgün meyve şekli ve olgunlaşma ile meyveye tat ve lezzet sağlamasından başka, meyve lezzet ve çeşnisinde ana öğe olan toplam asitlik üzerinde de olumlu rol oynayıp, çeşniyi önemli derecede etkilemektedir.

Potasyum Gübrelemesi

Potasyum gübrelemesi yapılmadan önce toprakların potasyum seviyesinin toprak tahlilleri ile belirlenmesi gerekir.  Potasyumda, fosforda olduğu gibi ağaç kök bölgesine yakın ve dağıtılmadan verilmelidir. Uygulama dozu topraktaki potasyum seviyesine, ağacın yaşı ve verimine bağlı olarak değişmektedir. Bitkilerin potasyum ihtiyacını tespit etmek için; gelişme döneminin toplam süresini dikkate almak gerekir. Topraklarımız azot ve fosfor bakımından fakir, potasyum besin maddesi bakımından ise yeterli durumda olduğundan potasyumlu gübre tüketimi sınırlıdır. Potasyumlu gübrelerin kullanılmalarında bütün potasyumun bir defada verilmeyip bunun sürekli dozu yükseltilerek parçalara bölünmesi önerilmektedir.

Anasayfa | Güneysan'a Bakış | Ürünler | Gübreleme Bilgisi | Lojistik | Bayilik | Kariyer | İletişim | Site Haritası